07 Nisan 2007
Değirmenyeri
:) gibi bi gülümsemeyle başlamak istiyorum. 3 Günlük “Günlük” te kısaca bahsetmiştim ama aynı konuda Değirmenyerini ayrı olarak anımsamak için bi yazı yazacağımı söylemiştim.
Kız arkadaşım nette gezinirken yada birinin tavsiyesiyle meşhur Değirmenyeri’nin ufak, mini mini web sitesine girmiş. Bi süre sitedeki fotoğraflara baktıktan sonra bana adresi gönderdi ve mutlaka bakmamı söyledi ve kısaca bildiği, sitede gördüğü kadarını anlattı. 4 - 5 tane ev var, gidip kalıyosun vs. Tabii cümle bu kadar basit değildi. Açıp hemen fotoğraflara baktım ama açıkçası pekde ilginç gelmedi. Sonuçta herkesin gidebileceği dağ evleri. Sabahları çocuklar kapıya çıkıp, heryerde olduğu gibi bağırışıcaklar, anlamsız olucak. Aradan bayağı zaman geçti ve değişiklik olsun diye Bolu taraflarına gitmeye karar verdik. Aklımızda Değirmenyeri yoktu. Boluda herkesin gidip gördüğü yerleri bizde güzelliğini onaylamak için gittik gezdik, nereleri mi gezdik ? e işte herkesin gittiği yerleri, Abant, Mudurnu vs. Birden Değirmenyeri’ne gitmek geldi aklımıza. O gün kalamayacağımızı bilsek bile canlı görmek için. Telefon açıp açık bi tarif aldık. Mudurnu çıkışındaki Petrol Ofisi’nin sol tarafından Orman Müdürlüğüne doğru gidip, 3′e bölünen
yolun ortasındaki dar yola girip dümdüz gidicektik. Gece yarısına yakın bi saatte yola çıktık, tarif edilen yerlerden geçtik, köy yolları olduğu için zaman zaman korkmadık diyemem. Işıksız, bozuk, toprak köy yolu. Bu yolun arkasında nası bi güzellik olabilirki gitmek için uğraşıyoruz. Bozuk yollarda ağır ağır yaklaşık 30 dakika ilerledikten sonra Değirmenyeri’nin ışıklarını gördük ve bulabildiğimiz için sevindik. Mekan sahibi Ulvi Ilgaz bizi kapıda karşıladı ve kapıdan içeriye girdiğimizde, o karanlık havada, Değirmenyeri denen yerin güzelliği yüzümüze vurdu. Sağımızda, solumuzda mini mini evler vardı ve etraf aşırı sessizdi. Az yukardaki restoranın kapısından girdik ve çok kısa bi sohbet yaptıktan sonra dip köşedeki masaya oturup, çay ve yanında aparatif bişeyler istedik. Çaylarımız heryerde önümüze gelen cam çay bardaklarından yada fincanlardan değildi. Üzerinde hoş desenli porselen kupalarla çaylarımız geldi. Çaylarımızı içtikten sonra Ulvi Ilgaz ve eşinin oturduğu masanın yanına geçtik. Ulvi abi herzamanki gibi çok cana yakın ve aşırı samimiydi ama eşi birazcık somurtuyodu açıkçası. Kısaca yeri anlattı bize, hemen rezervasyon yaptırmak istedik, defterini açtı, 2 kişilik evi bize 1 ay sonra verebileceğini söyledi. Çok üzüldük ama rezervasyonumuzu yaptırdık. 1 ay sonra gidemesekte 1 ay + 7 gün sonra Değirmenyerine gittik. Yolda çıkan sorunlar yüzünden yine gece yarısı ordaydık, etraf yine aynı güzellikteydi. Restorana girip yemeğimizi yedik ve olanlardan bahsettik. Ulvi Abi’nin eşi bi önceki kadar somurtkan değildi, doğal halindeydi. Yani aynı sıcaklıkta, yolda olanlardan bahsettik ve masamıza geçtik. Aynı masaya oturamadık çünkü doluydu. Yemeğimizi yedik ve çok yorgun olduğumuz için odamıza geçtik. Odamızın adı Fındık. Daha sonra internetten okudum, Değirmenyeri’nin en küçük eviymiş ve genelde Balayı çiftlerine verilirmiş:) Odamıza girdik. Köşede şömine, hemen karşısında ufak bi oturma grubu, diğer tarafında sallanan sandalya, çift kişilik bir yatak ve banyomuz. Herşey çok güzeldi. Oda, eski antika vazolarla daha bi güzel olmuştu. Hemen yattık ve uyuduk. Sabah dışardan bi canavar sesi gelmeye başladı. Köpek canavarı, çok güzel uyumuştuk fakat sabah 8 de bu hiç iyi olmamıştı. 2 saat boyunca ben yattım o havladı. Sonunda o kazandı ve uyandım. Kahvaltı saati geçmek üzereydi, restorana gidip kahvaltımızı yaptık ve geç kaldığımız için bize kızdılar:) Tabaklarımızı kendimiz hazırladık ve masamıza oturduk. Kahvaltımızı yapıp, çaylarımızı içtikten sonra odamıza çekildik. Televizyon yoktu, televizyon izlemeyi hiç sevmem ama nedense olması gerektiğini düşündüm bi an. Sonra olmamasının aslında en mantıklısı olduğunu düşündüm. Bunu düşünmeme kız arkadaşım yardımcı oldu açıkçası, onada internet sitesindeki yazılar yardımcı olmuş. Evimizde oturup, birazcık eğlendikten sonra çok azcık alkollü olarak öylesine dolaşmak için Mudurnu’ya gittik. Aslında benim asıl amacım sigara almaktı ama sigarayı 3 hafta bıraktıktan sonra yeni başlayan bi insan olarak bunu pek belli etmek istemedim. Mudurnu’ya gidip, tarih kokuyo denen yeri hızlı hızlı dolaştıktan sonra Değirmenyeri’ne geri döndük. Mudurnunun tarihi kendine kalsın, aman. Geldikten sonra Değirmenyerini dolaşmak istedik. Dolaşacak pek fazla biyer yok, sadece evler. Yukarı çıktığımızda tavşanları gördük, karanlıkta bunları tavuk sanmıştık ama onlar tavşan:) Tavşanların karşısında tavuk kümesinide gördük. Bütün kümesler tıpkı evler gibi özenle yapılmıştı. Salıncakta oturup birazcık sallandık, bi kaç kare fotoğraf çektik ve restorana girdik. Kimse olmadığı için ilk oturduğumuz masaya oturduk. Karşımızda ördekler vardı. Aralarındaki sürekli piskopat gibi kafasını sallayan ördekten bahsetmeme gerek yok. Oda sanırım bişeylere sinirliydi, bulaşmadık. Birer birayla, bişeyler atıştırıp evimize geçtik. Pencereden sola doğru baktığımda geçen sabah havlayan, canavar diye düşündüğüm köpeği gördüm. Çok yaşlıydı ama çok tatlıydı. Kirlenmiş tüyleriyle tıpkı diğerleri gibi özenle yapılmış kulübesinin önünde yatmış bana bakıyodu. Onu sahibine şikayet ettiğim için biraz bozulmuştu galiba, ama uyandırdığı için özür dilediğide gözlerinden belliydi. Camın arkasından fotoğrafını çektim. Zaman çok çabuk geçiyodu. Dağların ortasında ufacık bi köydeydik. Bu şekilde evde oturmak herkesin canını sıkar ama orda oturmak sıkmadı. Akşam olduğunda restoranda yemeğimizi yiyip, birazcık sarhoş olduktan sonra evimize döndük ve uyuduk. Bu uyku, bi önceki sabahkinden daha güzeldi, ama pazartesi olduğu için artık gitmemiz gerekiyordu. Son kez kahvaltımızı yapmak için restorana gittik, Ulvi Ilgaz ve eşi yoktu, amca ve teyze ordaydı. Birinin anne ve babasıydı fakat hangisi bilmiyoruz. Onlarla ve çalışan bayan arkadaşla vedalaşıp, kısa zamanda tekrar görüşeceğimizi söyledikten ve biraz kahkaha attıktan sonra yola çıktık ve evimize geldik.
Bu yazdıklarım aslında Değirmenyeri için az oldu, ama ben bu yazıyı okudukça aynı güzellikleri hatırlayabilirim.
Az önce daha önce hiç yapmadığım bişey yaptım ve Google da Değirmenyeri kelimesini arattım, burayı herkes biliyor. Nolur daha fazla kimse bilmesin, orası özel kalmalı.
bu yaziyi yazan kisiyi ariyorum lutfen eger bu mesajim kendisine gidiyorsa bana hemen mal yazarsa cok sevinriim cunku cok guzel yazmis bu kisiyi tanimak istiyorum lutfen:)
http://blog.10numero.com/2007/04/07/degirmenyeri
evet ben o kız arkadaşım.ve bu yazıyı yeni okuyabildim,diğerini okumuştum ama bunu okumamıştım.çok güzel yazmış sevgili insanı.kendisi şu an askerde,ben bunu okuyunca kendimi gerçekten yine orda hissettim.gelse de bi daha gitsek:(
tebrik ederim çoık güzel bir yazı olmuş bizimle koyu paylaştığın için tsk.
sizi tebrik ederim bu güzel yazı için bizde orayı ziyaret ettik benim ifade edemediğim şeylerin aynısını yazmışsınız harika bi güzellikti ilginç olan bizimde size benzer bi macera şeklinde orayı tanımış olmamız
evet sanırım yine gidiyoruzzz,yani ben sözümü aldım ama sevgili insanının sözünde durması gerekiyo.bu yazını okudukça,daha uzunca bi süre ayrı kalmanın daha zor olduğunu anlıyorum.gel de artık sinirlendir beniii.