24
2007
Mustafa Kemal Atatürk (29 Ekim 1923 - 10 Kasım 1938)
Mustafa Kemal, 1881 yılında Selanik’te doÄŸdu.
İlköğrenimine, Annesi Zübeyde Hanım’ın isteÄŸi üzerine Hafız Mehmet Efendi mahalle mektebinde baÅŸladı. Bir süre devam ettiÄŸi bu okuldan babasının isteÄŸiyle ayrıldı ve öğrenimini o günün çaÄŸdaÅŸ eÄŸitim anlayışını benimseyen Åžemsi Efendi Mektebi’nde tamamladı.
Mustafa Kemal, askeri dehasını ve liderlik yeteneÄŸini geliÅŸtireceÄŸi askerî eÄŸitimine, 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi’nde baÅŸladı. 1896-1899 yıllarında Manastır Askerî Lisesi’ni, 1902 yılında teÄŸmen rütbesiyle Kara Harp Okulu’nu, 1905 yılında ise yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’ni bitirdi.
1905-1907 yılları arasında Åžam’daki, 5. Ordu’da görev yapan Mustafa Kemal, 1907′de, bugün kıdemli yüzbaşı olarak adlandırılan kolaÄŸası rütbesini aldı.
13 Nisan 1909′da, tarihimizde 31 Mart olayı olarak bilinen ayaklanmanın bastırılmasında etkin rol oynayan Hareket Ordusu’nda, Kurmay BaÅŸkanı olarak görev yapan Mustafa Kemal, 1910 yılında Picardie Manevraları’nda Türk Ordusu’nu temsil eden kurulda yer aldı.
1911 yılında, İstanbul’da Genelkurmay BaÅŸkanlığı’ndaki görevinin ardından, İtalyanların Trablusgarp’a saldırısıyla baÅŸlayan savaÅŸta, Tobruk ve Derne bölgelerinde gönüllü yerel güçlerin başında bulundu. Aynı yılın 27 Mart’ında binbaşı oldu, 1912 yılının 6 Mart’ında ise Derne Komutanlığı’na getirildi.
1912′de Balkan Savaşı’nın baÅŸlamasıyla, İstanbul’a geri dönerek, Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaÅŸa katılan Mustafa Kemal, Dimetoka ve Edirne’nin geri alınmasında önemli rol oynadı. 1913 yılında atandığı Sofya AtaÅŸemiliterliÄŸi görevini sürdürürken yarbaylığa yükseltildi.
1914 yılının Ekim ayında, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun İttifak Devletleri’nin yanında I. Dünya Savaşı’na katılmasıyla, 19. Tümeni kurmak üzere TekirdaÄŸ’da görevlendirildi. İtilaf Devletleri’nin tüm gücüyle yüklendiÄŸi Çanakkale’de eÅŸsiz bir direniÅŸin önderliÄŸini yapan, çarpışmanın yazgısını deÄŸiÅŸtiren ve “Çanakkale geçilmez” dedirten yine Mustafa Kemal’di.
25 Nisan 1915′te, Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerinin yenilgiye uÄŸratılmasının ardından, 1 Haziran 1915′te albaylığa yükselen Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu Komutanı olarak 9-10 AÄŸustos’ta Anafartalar, 17 AÄŸustos’ta Kireçtepe, 21 AÄŸustos’ta II. Anafartalar Zaferleriyle baÅŸarılarına yenilerini ekledi.
27 Ocak 1916′da karargâhı Edirne’de bulunan 16. Kolordu’nun Komutanlığına atanan Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra, 16. Kolordu’nun, DoÄŸu Cephesi’nin güçlendirilmesi amacıyla Diyarbakır’a kaydırılması kararlaÅŸtırılınca, Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır’a gönderildi ve rütbesi tümgeneralliÄŸe yükseltildi. Rus güçleriyle savaÅŸarak MuÅŸ ve Bitlis’in geri alınmasını saÄŸladı.
Mustafa Kemal, 2. Ordu Komutanlığı’na, sonra da Halep’te Alman Generali Falkenheim komutasındaki Yıldırım Orduları Grubu’nda, 7. Ordu’nun Komutanlığı’na atandı. 15 Aralık 1917′de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yapılan resmî ziyarete katılan Mustafa Kemal, 15 AÄŸustos 1918′de yeniden 7. Ordu Komutanı olarak Halep’e döndü. Mondros AteÅŸkes AntlaÅŸması’nın imzalanmasından bir gün sonra, Mustafa Kemal’in, 31 Ekim 1918′de getirildiÄŸi Yıldırım Orduları Komutanlığı görevi, bu Ordu’nun 13 Kasım 1918′de kaldırılması üzerine sona erdi. O’nun artık görev yeri Harbiye Nezareti idi.
Mondros AteÅŸkesi, yurt topraklarının İtilaf Devletleri’nce paylaşılmasını ve iÅŸgal edilmesini öngören, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun çöküş sürecini hızlandıran, koÅŸulları ağır bir antlaÅŸma olarak tarihteki yerini aldı.
AteÅŸkes koÅŸullarının yanı sıra, yöneticilerin yanlış tutum ve davranışları sonucu ülkenin içine sürüklendiÄŸi durum, Mustafa Kemal’in uzun yıllar boyunca zihninde yeÅŸeren düşüncelerini harekete geçirmesini ve Türk Ulusu’nu esenliÄŸe kavuÅŸturacak kararı almasını saÄŸladı.
Mustafa Kemal’in, “Ulusal egemenliÄŸe dayanan, kayıtsız, koÅŸulsuz bağımsız yeni bir Türk Devleti kurma” kararını alması ve bunu gerçekleÅŸtirecek koÅŸulları oluÅŸturmak amacıyla Samsun’a hareketi, tarihin akışını deÄŸiÅŸtiren bir adımdır.
“19 Mayıs” Türk Ulusu ve kendi yaÅŸamı içinde öyle bir dönüm noktasıdır ki, Mustafa Kemal bu günü “doÄŸum günü” olarak nitelemiÅŸtir.
Mustafa Kemal’in, “Ben, Samsun’a çıktığım gün elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milletinin asaletinden doÄŸan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk Milletine güvenerek iÅŸe baÅŸladım” sözleri, O’nun kurtuluÅŸ yolunda, ulusal birliÄŸi gerçekleÅŸtirmek düşüncesiyle çıktığı Anadolu yolculuÄŸunda Türk Ulusu’na duyduÄŸu güveni ortaya koymaktadır.
Ulusal savaşımın bayrağını açmak için beklediÄŸi fırsat, 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸine getirilmesi ile karşısına çıktı ve 19 Mayıs 1919′da ulaÅŸtığı Samsun’da kısa bir süre kaldıktan sonra 28 Mayıs 1919′da gittiÄŸi Havza’da, tüm komutanlara, üst kademedeki yöneticilere ve ulusal kuruluÅŸlara gizli bir genelge yayımlayarak, iÅŸgal karşısında bütünleÅŸme çaÄŸrısında bulundu.
22 Haziran 1919′da Amasya’da yayımladığı genelgede, “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesine yer vererek, Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. İngilizlerin baskısı sonucu müfettiÅŸlik görevinden alınmak istenmesi üzerine, askerlikten ve resmî görevinden ayrılma kararı alan Mustafa Kemal, 8 Temmuz 1919′da bir duyuruyla, tüm gücüyle Anadolu’nun bağımsızlık savaşı için çalışacağını açıkladı.
23 Temmuz-7 AÄŸustos 1919 günlerinde, geleceÄŸimizin saÄŸlam temeller üzerinde biçimlenmesinin yolunu açan KurtuluÅŸ Savaşı’nın temel ilke ve yöntemlerinin belirlendiÄŸi, Erzurum Kongresi’ni topladı. Bölgesel konuları görüşmek için toplanan Kongre’de ülkenin tümünü ilgilendiren önemli kararlar alınarak ulusal savaşımın esas programı hazırlandı.
Mustafa Kemal 7 AÄŸustos 1919′da Kongre’nin kapanışı nedeniyle Kongre heyetine yaptığı konuÅŸmada, esaslı kararlar alındığını ve dünyaya Ulusumuzun varlığı ve birliÄŸinin gösterildiÄŸini, tarihin bu Kongre’yi ender ve büyük bir eser olarak kaydedeceÄŸini söyleyerek, toplantının önemini ortaya koydu.
4-11 Eylül 1919 günleri arasında toplanan ve Ulusumuzun, birlik ve dayanışma içinde bağımsızlığından hiçbir koÅŸulda ödün vermeyeceÄŸini dünyaya duyuran Kongre olma özelliÄŸi taşıyan Sivas Kongresi’nde, manda yönetimi tümüyle reddedildi. Erzurum Kongresi kararları geniÅŸletilerek, Misak-ı Millî görüşü yinelendi. Tüm ulusal direniÅŸ örgütleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleÅŸtirildi. Yurdumuzun tamamını temsil eden Heyeti Temsiliye’nin baÅŸkanlığına seçildi.
20-22 Ekim 1919′da İstanbul’dan gelen Bahriye Nazırı Salih PaÅŸa’yla Amasya’da görüştü. Anadolu’da baÅŸlatılan ulusal savaşımın İstanbul Hükûmeti tarafından tanınması yönünden büyük önem taşıyan Amasya Protokolü imzalandı.
7 Kasım 1919′da, İstanbul’da toplanması kararlaÅŸtırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum’dan milletvekili seçildi.
27 Aralık 1919′da, Heyeti Temsiliye üyeleriyle birlikte geldiÄŸi Ankara, bu tarihten sonra Türk Ulusal KurtuluÅŸ Savaşı’nın önemli kararlarının alınarak, tüm Anadolu’ya yayıldığı önemli bir merkez oldu.
İstanbul’un, 16 Mart 1920′de resmen iÅŸgal edilmesi üzerine, Mustafa Kemal, bu hareketin haksız ve hükümsüz olduÄŸunu belirterek, kapanan Meclis’in Ankara’da açılacağını tüm dünyaya ilân etti.
Mustafa Kemal, 19 Mart 1920′de yayınladığı bir genelgeyle, ulusun yeniden seçeceÄŸi temsilcilerle kurulacak yeni Meclis’in ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını saÄŸlayacak önlemleri alacağını ve uygulayacağını duyurdu. Bu genelgenin ardından ülkenin her yerinde seçimler yapıldı ve Ankara’da toplanacak Millet Meclisi’nin hazırlıkları tamamlandı.
Böylece ulusal istenci gerçekleÅŸtiren ilk Meclis 23 Nisan 1920′de Ankara’da toplandı ve Mustafa Kemal Meclis BaÅŸkanlığı’na seçildi.
Bağımsızlık savaşımının askerî ve siyasî önderi ve ileri görüşlü kiÅŸiliÄŸiyle davanın beyni olan yüce önder, 11 Mayıs 1920′de İstanbul Hükûmeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
Bir an önce kurulmasına büyük önem verdiÄŸi düzenli ordu ilk baÅŸarısını, 11 Ocak 1921′de, I. İnönü, 31 Mart 1921′de de II. İnönü zaferlerini kazanıp, Yunanlıların geri çekilmek zorunda kalmasıyla elde etti.
Meclis’te uzun görüşmeler sonucu 20 Ocak 1921′de ilk anayasa olan TeÅŸkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Misak-ı Milli’ye ve Anayasa’nın ilkelerine uygun biçimde çalışır duruma getirebilmek için, 10 Mayıs 1921′de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu kurdu. Grubun seçilerek göreve getirilen baÅŸkanı Mustafa Kemal’di.
5 AÄŸustos 1921′de, Mustafa Kemal’in, geniÅŸ yetkiler verilerek üç ay süre ile BaÅŸkomutanlık görevine getirilmesini saÄŸlayan yasa kabul edildi. “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz.” anlayışı ve direktifiyle 23 AÄŸustos-13 Eylül günleri arasında, 22 gün 22 gece süren çarpışmalardan sonra Yunan Ordusu Sakarya Nehri’nin doÄŸusunda tümüyle yenilgiye uÄŸratıldı. Sakarya Zaferi’nin ardından, TBMM’nin çıkardığı bir yasayla, savaÅŸtaki üstün baÅŸarısından dolayı Yüce Önder Mustafa Kemal’e 19 Eylül 1921′de “mareÅŸallik” rütbesi ve “gazi” unvanı verildi.
26-30 AÄŸustos 1922 günleri arasında MareÅŸal Gazi Mustafa Kemal komutasındaki BaÅŸkomutan Meydan Muharebesi, Türk Ordusu’nun kesin zaferiyle sonuçlandı. BaÅŸkomutan’ın “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Türk Ordusu, büyük bir moral ve güç ile İzmir yönünde ilerledi. 9 Eylül 1922′de çekilen düşman kuvvetlerinin İzmir’de yenilgiye uÄŸratılmasıyla, 4 yıl süren Ulusal KurtuluÅŸ Savaşımı amacına ulaÅŸtı.
3 Ekim 1922′de imzalanan ve 11 Ekim 1922′de yürürlüğe giren Mudanya AteÅŸkes AntlaÅŸması ile savaÅŸ durumu sona erdi. Barış AntlaÅŸmasının koÅŸullarını görüşmek üzere Lozan’da yapılacak konferansa İtilaf Devletleri’nin İstanbul Hükûmeti’ni de çağırması üzerine, 1 Kasım 1922′de TBMM’nce alınan “Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak TBMM’dir” kararıyla saltanat kaldırıldı.
Varlığından büyük güç aldığı annesi Zübeyde Hanım’ı 15 Ocak 1923′te kaybeden Gazi Mustafa Kemal, acısına karşın, Ulusuna olan görev ve sorumluluklarını yerine getirmek için çalışmalarına ara vermedi.
29 Ocak 1923′te Gazi Mustafa Kemal, Latife UÅŸaklıgil ile 5 AÄŸustos 1925′e kadar sürecek evliliÄŸini yaptı.
17 Åžubat 1923′te İzmir’de ilk Türkiye İktisat Kongresi’nin açılışını yapan Gazi Mustafa Kemal, çaÄŸdaÅŸlaÅŸma yolunda, iktisadî kalkınmanın gerekliliÄŸini vurgulayarak, siyasî ve askerî zaferlerin, ekonomik zaferlerle desteklenmeden, kısa süreli olacağına dikkat çekti.
24 Temmuz 1923′te imzalanan Lozan AntlaÅŸması’yla, Devletimizin uluslararası alanda siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal iliÅŸkileri yeniden düzenlendi. Yeni Türk Devleti’nin varlığının, egemenliÄŸinin ve bağımsızlığının tanınmasını saÄŸlayan Lozan AntlaÅŸması ile Misak-ı Millî sınırları İtilaf Devletlerince resmen kabul edildi.
Gazi Mustafa Kemal’in, “Lozan AntlaÅŸması, Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr AntlaÅŸması’yla tamamlandığı zannedilmiÅŸ büyük bir suikastin yıkılışını ifade eden bir vesikadır.” sözleri, Lozan’ın tarihimizdeki yerini ve önemini gözler önüne sermektedir.
13 AÄŸustos 1923′te, Gazi Mustafa Kemal, ikinci kez TBMM BaÅŸkanlığı’na seçildi. 9 Eylül 1923′te, Cumhuriyet Halk Fırkası’nı kurdu. TBMM’nin aldığı bir kararla yeni devletin baÅŸkenti, 13 Ekim 1923′te Ankara oldu.
Ulusal egemenlik esasının tam olarak ancak cumhuriyet yönetimiyle olanaklı olacağını düşünen Gazi Mustafa Kemal, 27 Eylül 1923′de Neue Freie Presse muhabirine verdiÄŸi demeçte “Yeni Türkiye Anayasasının ilk maddelerini sizlere tekrar edeceÄŸim: Hakimiyet Kayıtsız ÅŸartsız milletindir. Yürütme kudreti, yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan mecliste toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelimede anlatmak mümkündür: Cumhuriyet…” diyerek Cumhuriyet’in kurulmasının yakın olduÄŸu iÅŸaretini verdi.
Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim akÅŸamı Çankaya Köşkü’nde yemeÄŸe davet ettiÄŸi arkadaÅŸlarına “Yarın Cumhuriyet’i ilân edeceÄŸiz” diyerek, kurtuluÅŸ sürecinde temelleri adım adım atılan ve ulusal egemenliÄŸe dayanan yeni yönetim biçimini yaÅŸama geçirme zamanının geldiÄŸini ortaya koydu. O gece, İsmet İnönü ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladılar. 1921 Anayasa’sının 1. maddesinin sonuna “Türkiye Devletinin hükûmet biçimi cumhuriyettir” cümlesini ekleyerek, ilgili maddelerdeki gerekli deÄŸiÅŸiklikleri kaleme aldılar.
29 Ekim günü toplanan Halk Fırkası Genel Kurulu’nda konuÅŸan Mustafa Kemal, hükûmet krizi ve bunun çözümü için Anayasa’nın 1, 2, 4, 10, 11, 12. maddelerinin deÄŸiÅŸtirilmesini ve hükûmetin ÅŸeklinin Cumhuriyet olmasını öngören teklifi sundu. Parti toplantısında kabul edilmesinin ardından Anayasa Komisyonu’nda incelenen tasarı İsmet İnönü’nün, ivedilikle görüşülmesi önerisi üzerine okundu ve ivedilikle görüşüldü: Meclis 29 Ekim 1923 günü saat 20.30′da Cumhuriyet’i ilân etti.
Ardından CumhurbaÅŸkanı seçimi için oylama yapıldı ve sonucu İsmet PaÅŸa Meclis’e şöyle bildirdi.
“Türkiye Cumhuriyeti BaÅŸkanlığı için yapılan oylamaya 158 kiÅŸi katılmış ve cumhurbaÅŸkanlığına, 158 üye oybirliÄŸi ile Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’ni seçmiÅŸlerdir.”
Atatürk’ün “Türk Mileti’nin karakter ve adetlerine en uygun idare cumhuriyet idaresidir” dediÄŸi Cumhuriyet’in kuruluÅŸu tüm yurtta coÅŸkuyla karşılandı.
Kazandığı zaferleri, “daha büyük gayelere ulaÅŸmak için gerekli vasıta” olarak niteleyen Gazi Mustafa Kemal, baÅŸarılarının ardından devlet yapısında ve toplum yönetiminde büyük reformların yapılmasına öncülük etmesinin yanı sıra, çaÄŸdaÅŸ yaÅŸam anlayışının temellerini de attı.
Bu yaklaşımla ilk olarak, 3 Mart 1924′te Cumhuriyet’in çaÄŸdaÅŸ yönetim anlayışıyla örtüşmeyen Halifelik ile Åžer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı. Böylece lâik hukuk sistemine geçiÅŸ sürecinde önemli bir adım atılmış oldu.
3 Mart 1924′te Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesiyle, her kademedeki okullarda eÄŸitim birliÄŸi saÄŸlandı. Medreseler kapatılarak, ulusal, lâik ve çaÄŸdaÅŸ eÄŸitim kurumlarıyla Türkiye Cumhuriyeti geliÅŸimini sürdürdü.
Art arda yaÅŸama geçirilen devrimlerin Devletin siyasal ve toplumsal düzeninde gerçekleÅŸtirdiÄŸi köklü deÄŸiÅŸikliklere baÄŸlı olarak, 20 Nisan 1924 günü Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci anayasası kabul edildi.
Köylüyü Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi olarak niteleyen ve tarım ile sanayinin birarada geliÅŸiminin istikrarlı ve planlı kalkınmanın temeli olduÄŸuna inanan Gazi Mustafa Kemal, modern tarıma öncülük etmek amacıyla 1925 yılında Atatürk Orman ÇiftliÄŸini kurdu.
Gazi Mustafa Kemal, 24 AÄŸustos 1925′te, Kastamonu’ya yaptığı gezide ÅŸapka giyerek, bu çaÄŸdaÅŸ simgeyi Ulusuna tanıttı. 25 Kasım 1925′te, Ulus’un içinde bulunduÄŸu büyük deÄŸiÅŸim ve dönüşüm sürecinin uzantısı olarak Åžapka Yasası kabul edildi.
30 Kasım 1925′te tekke ve za’viyeler ile türbeler kapatıldı ve türbedarlıklar ile birtakım unvanların kaldırılmasına dair Yasa kabul edildi.
Batı dünyasıyla kurulan iliÅŸkilerde, takvim ve zaman ölçülerinin farklılığından kaynaklanan sorunlar, 26 Aralık 1925′te milâdî takvim ve 24 saat esasına geçilmesiyle aşıldı. 26 Mart 1931 gününde kabul edilen Yasa’yla metre ve kilogram gibi çaÄŸdaÅŸ uzunluk ve ağırlık sistemlerinde uluslararası standarda ulaşıldı.
17 Åžubat 1926′da, Mecelle ve Åžer’i Hukuk yerine Türk Medenî Kanunu kabul edildi. Kadınlarımızın yasalar önünde erkeklerle eÅŸit haklara sahip olması, çok eÅŸliliÄŸin yasaklanması, medenî nikâh zorunluluÄŸunun getirilmesi, mahkeme yoluyla boÅŸanma gibi deÄŸiÅŸiklikler, Türk toplumunu çaÄŸdaÅŸ hukuk anlayışı ve yaÅŸam biçimi ile tanıştırdı. Türk kadını 1930′da belediye, 5 Aralık 1934′te de milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme haklarını elde etti.
1926 Haziranı’nda Gazi Mustafa Kemal’e İzmir’de düzenlenmesi tasarlanan suikast giriÅŸimi önceden haber alınarak önlendi ve düzenleyicileri tutuklandı. Yüce önder bu giriÅŸimi, Anadolu Ajansı’na, “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacaktır” sözüyle deÄŸerlendirdi.
30 Haziran 1927′de askerlikten emekli oldu.
Toplumların hafızasının canlı tutulmasının, ulusal birliÄŸimiz ve aydınlık geleceÄŸimiz için taşıdığı önemin bilinciyle, Samsun’a çıktığı andan baÅŸlayarak, KurtuluÅŸ Savaşı’nın tüm evrelerini, Cumhuriyet’in kuruluÅŸunu ve devrimlerini, sorumlu devlet adamı kiÅŸiliÄŸiyle Büyük Nutuk adlı yapıtında topladı. 15 Ekim 1927′deki Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İkinci Kurultayı’nda “Büyük Nutuk”u okudu. Büyük Nutuk’un sonunda, Türkiye Cumhuriyeti’ni, her zaman güvendiÄŸi Türk gençliÄŸine emanet etti.
1 Kasım 1927′de ikinci kez CumhurbaÅŸkanlığı’na seçildi.
10 Nisan 1928′de, 1924 Anayasası’ndan “Türkiye Devleti’nin dini İslâmdır” hükmü çıkarıldı. 1937 yılında ise, Türkiye’nin lâik bir devlet olduÄŸu ilkesi Anayasa’ya kondu.
24 Mayıs 1928′de, uluslararası rakamlar, 1 Kasım 1928′de de yeni Türk harfleri kabul edildi. O Ulusu’nun “Başöğretmeni”ydi ve yeni harfleri, çıktığı gezilerde yurttaÅŸlarına tanıtma görevini üstlendi.
4 Mayıs 1931′de üçüncü kez CumhurbaÅŸkanlığı’na seçildi.
Türk Ulusu’nun büyüklüğüne inanan Gazi Mustafa Kemal, onun çaÄŸdaÅŸ uluslar arasında yer alabilmesi için önce tarihini bilmesi ve geçmiÅŸ birikimlerini ilk kaynaklardan kendisinin araÅŸtırarak öğrenmesi gerektiÄŸine inanıyordu. Bu anlayışın uzantısı olarak çıkarılan yönergeyle, 12 Nisan 1931′de Türk Tarih Kurumu kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin kültür olduÄŸunu belirten Ulu Önder, Türk dilinin güzelliÄŸini ve zenginliÄŸini ortaya çıkarmak ve onu gerçek deÄŸerine eriÅŸtirmek amacıyla, 12 Temmuz 1932′de Türk Dil Kurumu’nun kurulmasını saÄŸladı.
26 Haziran 1934′te çıkarılan Soyadı Yasası ile TBMM tarafından Türk Ulusu’nun Yüce Önderine “Atatürk” soyadı verildi.
1 Mart’ta, 1935′te dördüncü kez CumhurbaÅŸkanı seçildi. Aynı yıl Cuma günleri yapılan hafta tatili Pazar olarak deÄŸiÅŸtirildi.
5 Åžubat 1937′de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dayandığı temelleri oluÅŸturan cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik, devrimcilik ilkeleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda deÄŸiÅŸmez ve deÄŸiÅŸtirilmez yerini aldı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin izlediÄŸi barışçı politikayı, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözleriyle özetleyen Atatürk, bölgede barışın saÄŸlanıp korunmasına büyük önem verdi. 1932′de Milletler Cemiyeti’ne giren Türkiye, 1934′te Balkan, 1937′de de Sadabad paktlarını imzaladı. 20 Temmuz 1936′daki Montreux AnlaÅŸması’yla, BoÄŸazlar Komisyonu kaldırılarak, yetkisi Türkiye’ye verildi.
Atatürk’ün çözümü için büyük uÄŸraÅŸ verdiÄŸi konulardan biri de Hatay sorunu oldu. 2 Eylül 1938′de Hatay’da bir Türk Cumhuriyeti kuruldu. Hatay Millet Meclisi 29 Haziran 1939 gününde oybirliÄŸiyle aldığı kararla Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldı. 7 Temmuz 1939 gününde çıkarılan bir yasa ile de Hatay ili kuruldu ve anavatana katılma iÅŸlemi kesinleÅŸtirildi.
YoÄŸun çalışmalar sonucu saÄŸlık durumunun gittikçe bozulması üzerine hastalığıyla ilgili olarak CumhurbaÅŸkanlığı tarafından ilk resmî bildiri, 31 Mart 1938′de yayımlandı.
15 Eylül 1938′de vasiyetini hazırlattı. SaÄŸlık durumuna iliÅŸkin raporların yayımlanmasına, 16 Ekim 1938′de baÅŸlandı. 10 Kasım 1938′de Dolmabahçe Sarayı’nda saat 09.05′te, ardında gözü yaÅŸlı bir ulus bırakarak son nefesini verdi.
Tarihe malolmuÅŸ saygın kiÅŸiliÄŸiyle, insanlığın yetiÅŸtirdiÄŸi unutulmaz liderler arasındaki yerini alan Atatürk’ün ölümü yalnız Türk Ulusu’nu deÄŸil, tüm dünyayı derinden üzdü.
Naaşı 21 Kasım günü geçici istirahatgâhı Etnografya Müzesi’ndeki katafalka yerleÅŸtirildi. Cenaze törenine tüm dünyadan özel temsilciler katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi, ölümünden bir yıl sonra olaÄŸanüstü kurultayında, büyük kurucusunun “Ebedî Åžef” olarak sonsuza dek yaÅŸatılmasını kararlaÅŸtırdı.
Ölümünün 15. yılında, 10 Kasım 1953′te, naaşı büyük bir törenle Anıtkabir’deki ebedi istirahatgâhına defnedildi.
EÅŸsiz lider, komutan, devrimci, siyaset ve devlet adamı olarak tüm insanlık için esin kaynağı olan Atatürk, doÄŸumunun 100. yılında Türkiye’de ve dünyada törenlerle anıldı. UNESCO’nun aynı yılı Atatürk Yılı olarak ilan etmesi Ulusumuz için övünç kaynağı ve Yüce Önder’in saygın kiÅŸiliÄŸine yakışan bir davranış oldu.
Sömürge halklarına, bağımsızlıklarını kazanmaları savaşımında yol gösteren; tüm İslâm dünyasında ise, lâikliÄŸin ilk kez baÅŸarıyla yaÅŸama geçirilmesinde Türkiye’nin model olmasını saÄŸlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, eserleri ve düşünceleriyle, Türk Ulusu’nun ve baÅŸka ulusların geleceÄŸine ışık tutmayı sürdürmektedir.
« Türkiye Cumhuriyeti CumhurbaÅŸkanları | İsmet İnönü (11 Kasım 1938 - 22 Mayıs 1950) »
Yorumlar
kardeşim ne kadar uzun yazıymış bundan sonra kısa yazılar yazın
iyi haberer bulursunuz iÅŸallah
AL ÖDEV FATİ
ya çok uzun nasıl ödevimi yapıcam dayak yiycem öğretmenden :d
cok guzel tebrikler
sewgilerimle
meral üresin
7/B
arkadaşlarla çok beğendik ödewimizi buradan yaptık yarın ki 29 ekim bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım
daha kısası yokmuydu gardaş off offf
ATAM İZİNDE DEĞİLİZ BİZ SAVAŞIYORUZ
çokkk uzun yaaaaaaa
uzun yaaaa
çoooooooooook uzun yavvvvvvvv
bu siteyi sevdim….*
kısa 29 ekim yazılarıvarmı? yarına kadar
kısa 29 ekim şiir ve yazıları var mı? bu çok uzun
bu çok uzun kısa varsa yazın
uzun yaaaa
çoooooooooook uzun yavvvvvvvv
teyzenkler ne kadar uzun yaşamış sizde o kadar kısa yazın
bunlar çok uzun size
rica ederim kısa yazın
teyzemler ne kadar kısa yaşamış sizde o kadar kısa yazın
ya acyip derecede uzun ya kısa diyoruz up uzun çıkıyo ben en az bu yazyı 1 yada 2 haftada bitiririm o da zar zor ama bunlara ya ni kısa çıkacağına neden uzun çıkıyo yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa şikayete gidicem ama yaaaaaaaaaaaaaaaaaa üfffffffffff ders yapıcam ne çıkıyo ya üfffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffff
allahtanki kısa olmuş
kısa olsun
Teşekkür eden arkadaşlar değilde, uzun uzun diye isyan eden aptallar. Bu yazı kısa. Herkesin Ata Ata, O olmasa Türkiye olmaz dediği kişinin hayatının kaç satır olmasını bekliyosunuz ki ? Aptalmısınız nesiniz, bi siktirin gidin.
ama öle demeyın arkadaslar arkadas bayagı dolu ustelık sıgorta kurbanı onu dınleyıp okuyup anlamak lazım sorunlar paylastıkca azalır ben en azından öle dusunuyom
SPoRTeXHauST | 28 Ekim 2007, 11:11 gergınlıgın anlaya bılıyom ama bu yıne senı s…n gıdın anlamına gelmez cok ayıp yakıstıramadım su sanalda bıle kufur edıyorsunuz ya helal olsun
BU SİTEYİ ÇOK SEVİYORUM
anneeeee bu ne ya baktıkça korkuyorum naıs yapacam ben u ödewi ya öğretmen yollacak beniiiii (::)
tırsıyorummmmmmmm
ççoooooooooooook uzun
bence cokkk güzel ama biraz uzun
çoooooooooooook güzel ooooooooooooooo olmuuuuuuuuuuuuş
Çok Güzel Bir Yazı Yazılmıştır TEŞEKKÜR EDERİZ
apl bune böle uzun kavadan yazacam vlla
ulen çoookkkkkkkkkkk uzun yha kafayı yer bunu yasan insannn uff ufffffffff bu arada seni çoook seviorum aşkımmmmmmmmmmmmmmmmm:D
uzun olmuş kısa dedik sağır mısın
YA kardeşim ben kısa metin istiyorum karşıma 5 sayfalık yazı çıkıyo lütfen bunu düzlettin yetkililer neyse uzun ama anlamlı bir yazı teşekkürler benim msn mi alabilirsiniz
iiyi ama cok uzun yaw
bok gibi bir site
ya ne kadar uzun ben bittim ya kısa yazı dedim 5 sayfalık mı yazı gelmiş ya
ya hayvan gibi olmuş ben kısa güzel tamam güzel ama kısa dedim bu kadarda olmaz yani çok sinirlendim ben şimdi ne kadar daha arıyacağım böyle
soy adı çıktı
ne zaman soy adı çıktı
ben bunu hiç görmedim bugay ingilizim ama turkce bılıyom
çok güzal ama bir kötülüğü var. 10 kasım çok enemli bir gün. ama dersim var bu çok uzun arkadaşlar olsun ama cok güzel.
çok güzel süper
lütfen kısa olsun yani kısaaaaaaaaa yassakbile uzun çıkıyo
kısaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa olsunnnnnnnnnnnnnnn
lütfeeeeeeeeeeeennnnnnnnnn
coooooooook uzun ya nası yazcaz biz bunu öğretmen beni bitircek kesın
juujhuyf
çok uzun olmuşşşşş
yaaaaa ögretmen beni kesicek ben bunları nası yazcam patates olcam yaaaaaaa ::::(((( off ya ödevimi yapamadım
MERHABA BEN ELANUR ANKARADAN HEPSİ GRUBUNDAN EN GZELİ (eren) öbürkülerde güzel ama cemre değil beni okuduğun için sağol aslında ben sbelcanın kızıyım
merhaba ben şeyma ermiş ben sizlere hepsiyi syleyecem en güzeli eren cemre idare eder aman boşver benim ödevim vardıama çok uzun hadi bana kolay gelisin kardeşim büşra ermişe çok seviyorum vala kısaltın beeeeeeeeeeeeee
ŞEYMA ERMİŞ
DÜNYANIN EN GÜZEL KIZI BENİM YANİ ŞEYMA ERMİŞ
ŞEYMA ERMİŞ
bence şeyma ermiş gibi kendimizi övmemeliyiz çünkü herkez kendine göre güzel.üff öğretemen çok ödev veriyor
hepsi grubunu çok seviyorum hatta eren ile cemre canım içi.keşki bir gün hepsi karşıma çıksa anlarla konuşsam ama bunlar büyük hayal.neyse çook ödevim var by
BENCE KENDİMİZİ ÖVMEMELİYİZ SİMGE HAKLI GERÇEK TEN
ÇOOK ÖDEV VAR AMA ASLINDA HERKEZ GÜZEL AMA HEMBANA DEMİŞ HEM KENDİ YAPIYO HERKEZ ATATÜRK HAKKINDA DÜŞÜNCELERİNİ YAZMIŞ SİMGE İSE HEPSİ
NE SAÇMA
ya siz manyakmısınız,neyden bahsediyosunuz,yazıyla ilgili çok güzel yorumlar yapmışsınız yani!
çok uzun özetleyi berbt
bence çok güzel bir yazı ama çook uzun
üff ya ben bunları yazamam hiç kimse niye yzı yzmıyo.msn adresi olanlar verebilirler buraya yazsanız yeterli
slm kızlar ben rizeden turgut yas 14 15 farketmez neyse sadede geliyom ben msn adresimi bırakıyom tmm mı siz eklersiniz tmm eklersiniz derkez kızlar hade hade neyse grşrşz
iyi güzel her seyde msn adresimi bırakmayı unutmussum qefsanek@hotmail.com
lan bu çok uzun kısası yokmu
KARDEŞ BUNU BEN NASILSIN YAZIYIM ÇOK UZUN BİDAHA Kİ SEFERE Bİ KITA YAZIN YAW
KARDEŞ BU ŞEY NEKADAR UZUN NASIL YAAAAAAZIYIM YAW Bİ KITA YAZ BİDAHAKİNE BEEE
KARDEŞ KARDEŞ BEN BUNU BEYENDİM SENİ BEYENDİM İSTEMEYE GELİYOM SENİ BEKLE BEN 48A YA GİDİYORUM SUBAŞI İLKÖĞRETİM
bok gibi birÅŸey sike sike domalt
çok kısaymış bizim öğretmen 20 kıtada n felan fazla olsun demiştii
de eh olsun yaw bunu yazdımya allaha şükür
ya bu yazılar çok güzel atatürk olmasaydı biz kızlar şu anda okumyor olacaktık atatürke bize böle bir vatan böle bir dünya bıraktığı için çok teşekkür ederiz
veeeeeeee unuttum bu siteye küfür etmek için girenleri allah bildiği gibi yapsın arkadaşlar ayıp ama küfür edilmez giriyorsan edebinle gir yaz ne yazıyorsan sonra girt biz buraya arkadaşlarımızın yorumlarını okumumaya ve atatürkün şiirlerini falan okumaya geliyoruz öle küfür okumaya gelmiyoruz bu sitelerde herkes sayısı bilsin akıllı olsun yoksa akıllarını alırım
daha kısa yazın bunu yazana kadar ömrüm biter
tamammııııııııııııııııııııııııııııııııııı
BİLİYORMUSUNUZ BİZ BURADA HEPSİDEN DEĞİL ATATÜRKÜN YAZILARINDAN BAHSEDİYORUZ
SİZDEN ARKADAŞLAR TÜRK GENÇLİĞİ OLMAZ
KÜFÜR YAZMIŞSINIZ
BİRAZ TERBİYELİ OLUR MUSUNUZ LÜTFEN
YANİ BU YAZI TAM OLACAĞI GİBİ YANİ BÜYÜK BİR LİDERİN BU KADAR AZ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL ARKADAŞLAR
güzel olmuş ama performans ödevimden alakası yok:)
hiç guzel deil cok iğrenç ıyyy ıyyyyyyyyy
atatürk’ü sayfalarla anlatmak mümkün deÄŸil ulu önderimiz bu vatanı nasıl kazandı bunu hiç düşündünüzmü????ATATÜRK için idam kararı tutuklatma çıkartmışlardı yani demek istediÄŸim ATATÜRK’Ü 5 ,6 sayfalarla anlatılmaz ama buda çok güzel olmuÅŸ çok beyendim